Eskişehir

•Eylül 16, 2008 • Yorum Yapın
Uzun olacak illa okuycam diye kasmayabilirsiniz.
 
Ulan şaka maka uzun zaman oldu ben bu şehre geleli. Tayfun cok sevememis Eskisehir’i ama bilmiyorum. Anlatıyorum sadece. Bir gun dergide bu yazinin ayninida okursunuz herhalde…
 
2001′e geri gitmeye gerek yok. Bugünden devam edelim. Yarın bu şehirden ayrilacagimi varsayalim. Ben oyle yapicam.
 
Faik amcayi özliycem lan ben. İnsan ev sahibini ozler mi? Ozliycem. Eminim ozliycem. Onun her sene eskisehir’e mayis ayinin sonunda gelip 4 ay eve kiz girmesini istememesini ozliycem. cok ozliycem. 4 ay sonra evden cikarken bana her defasinda nasihat etmesini. arka bahcede domates biber yetistirip vildan teyzenin bunlardan bana getirmesini ozliycem. Vildan teyze faik amcanin karisi. dunya tatlisi degil ama melek. kirami sektirmeden odedigim icin melek. ama ozliycem onu. bana her gun “sen ne yemek istedigini soyle aksama ben yaparim” demesini ozliycem. hic soylemedim ne yemek istedigimi. kendiliginden yemek getirmesini ama asıl onun bu yuzden evi aramasini ozliycem. “oglum 2 tabak bir de kase getir” demesini ozliycem. cok ozliycem.
 
otobuse bindigimde otobusun tamaminin ogrenci olmasini ozliycem. sokaklarin genc insanlarla dolu olmasini, universite ogrencileri ile dolu olmasini, gecenin bir koru saat 02.30 da gelmesi beklenen istanbul treninin gecikmesini ozliycem, sogukta sigara icerken sag elin dondugunda sol elle gorev degisimi yapmasini, kar ilk dustugunde “am.na koyim yine her taraf camur olacak” diye yakinmami, butun sehirde nereye gidersem gideyim bir aniyi hatirlayip kalbimin burkulmasini, gecenin bir korunde disari cikip stres atmayi, yalniz kalip bunalima girdigim zamanlarda duvarini yumrukladigim evi ozliycem. sokak dugunlerinden dolayi zaten nadir olan ders calismayi basaramadigim zamanlari, ders verecek prof un ders vermesini beklerken “oglum bugun ders yapmiycam, arkadaslarina soyleyiver” dediginde kimseye soylemeden kantine inmeyi, istedigim herhangi bir saatte herhangi bir arkadasin evine gidip orda kalmayi ozliycem, cunku yalniz uyumayi sevmem ben. bisikletle okula gitmeyi ve ayni bisikletle geri donup eve gitmek isterken son anda biriyle karsilasip doktorlar caddesinde anlik program yapmayi ozliycem, “ileride ne is yapsak” diye yapilan konusmalari, sevgilisi terk etmis arkadasi teselli amacli gidilen barda onu dinler gibi yapmayi ama keyfime bakmayi ozliycem, onun bunu anlamasi ama yinede durmadan, bozmadan anlatmasini ozliycem, her bir santimetrekaresini ozliycem eskisehir’in, valiligin ordaki balikcimi ozliycem, hic tanimadigim biriyle sadece gulumseyerek konusmaya baslamayi, ardindan yine hic tanimadigimiz birinin evine gitmeyi ozliycem, balkonda icip icip yoldan gecen ogrencilerle muhabbet kurmayi, onlari eve davet etmeyi ve onlarin gelmesini ozliycem, porsuk deresini ozliycem, adalarda duvarlarda, cimenlerde oturup bira icip susmayi ozliycem, gecenin bir koru ankara’ya gitme karari almayi ertesi gun gitmeyi ozliycem, sadece mutlu olan ve ustune basmayi daha ogrenememis insanlarin varligini ozliycem, son kalan paranla arkadasina yemek ismarlamayi ve ayni seyi onun senin icin yaptigini gormeyi ozliycem, saatlerce kufurlesip hala aranizin bozulmadigi arkadaslarin oldugunu ozliycem, saatlerce kavga edip hala gulebildigim arkadaslarimi ozliycem, kariyer kaygisina kapilmamis ,ne oldumcu olmayan ve sadece teklif eden arkadaslarimi ozliycem, hayal kirikliklarimi, mutluluklarimi ve bunlari paylasmayi ozliycem, okulun uzamasini ozliycem, devamsizliktan kaldigim dersi ozliycem, o siralari ozliycem…
 
bundan 10 sene sonra eskisehir’e gelirsem bunlari hatirlayip aglayacagim ve bunlari yasamis oldugum icin ne kadar sansli oldugumu hatirlayip gulumseyecegim aglarken.

Antalya

•Ağustos 22, 2008 • Yorum Yapın

Antalya’ya otobüsle giderken sabahın köründe kepezin üstünden inerken şehre, şehre sinmiş olan o güzelim iyot kokusuyla uyanmayı severim.

Aynı saatlerde Korkuteli ayrımından 15-20 dakika ilerledikten sonra dağlardan gelen kekik kokusunu severim.

Kış aylarında “lan yazın gene boxer götümüze yapışacak terden” evhamını severim.

Facebook’tan nasıl uzaklaşılır?

•Ağustos 6, 2008 • 1 Yorum

Her zaman için olmasa da illa arada bir Facebook’tan uzaklaşmak istemişsinizdir. Bunun en kolay yolu aktif olan hesabınızı pasif hale getirmek gibi görünebilir. Ancak benim gibi bunu deneyip uzaklaşamayanlar için güzel bir çözüm yolu var. Tecrübeyle sabittir. Alışkanlığı bir süreliğine bünyeye etki etse de bir süre sonra gerçekten kendinizi özgür hissetmeye başlayabiliyorsunuz. Aynı şeyi msn ve cep telefonu gibi diğer “aşırı sosyal” araçlara da uygulayabilirsem çok özlediğim seksenlerdeki sadece yüzyüze ve arada bir sesini duyduğum arkadaşlık günlerine dönebilirim…

Facebook’tan tamamen kurtulmak için:

1. Sadece bu iş için kullanacağınız ve aşağıdaki notlara dikkat ederek bir e-mail hesabı alınır. (www.gmail.com, www.hotmail.com, …)

Not 1 : Alacağınız hesabın anlamlı bir hesap olmaması kararlılığınızı gösteriyor. Misal, adsoyad@gmail.com yerine lkasjdf@gmail.com alabilirsiniz. Yapmanız gereken çok basit. Rasgele tuşlara basmak. Aynı şeyi şifre ve gizli soru içinde uygulayabilirsiniz. Yarattığınız şifrelerin ve kullanıcı adlarının (aksi belirtilmedikçe) 15 karakterden kısa 55 karakterden uzun olmaması işinizi kolaylaştırır.

Not 2 : Aynı zamanda masaüstünüzde bir word dosyası açın ve kısa süreliğine ihtiyacınız olan bu kullanıcı adı ve şifrenizi oraya kopyalayın.

2. Facebook hesabınızı açın ve orada account settings kısmından olsa gerek yeni email adresinizi ekleyin.

3. Yeni email adresinizi ekledikten sonra eskisini silin. (Maalesef her adımda facebook size confirmation mail gönderecektir. Mailler yaklaşık 5dk da geliyor.) Ordan onaylamadan yeni mail adresinizi ekleyemiyorsunuz.

Not 3 : Bu sırada belirli yerlerde sizden hem eski hem de yeni mail adresinizin ve facebook hesabınızın onay için şifrelerini kullanacaksınız.

4. Yeni adresimizi onaylattıktan sonra silmek istediğiniz resimleriniz varsa onları silin. Unutmayın Facebook en az bir profil fotoğrafı bulundurulmasını zorunlu kılıyor. Sona kalan resmin de kalmamasını istiyorsanız Facebooktaki anonim resimlerden bir tanesini kopyalayıp oraya upload edebilir ve böylece onu profil resminiz yapabilirsiniz. Ondan sonra kendi fotoğrafınızı silebilirsiniz.

5. Bu aşama facebooktaki arkadaşlarınıza hesabınızı kapattığınıza dair haber vermek için son aşamadır. Eğer haber verecekseniz şimdi tam zamanı.

6. Sonraki aşama adresini belki bildiğimiz ama şifresini kolay kolay hatrımızda tutamayacak şekilde oluşturmuş olduğumuz hesaba dair kullanıcı adı ve şifreyi yazdığımız word dosyasını shift+delete kombinasyonunu kullanarak silmenin zamanı. Bu işlem psikolojinize çok iyi gelebilir.

7. Kendine güvenli bir şekilde hem yeni e mail hesabınızda hem de facebook hesabınıza log out diyebilirsiniz.

Geçmiş ve hayırlı olsun.

Yeni güzel günlere sizi arkadaş olarak görmek isteyenlerin arkadaşlığını friend request ile değil de bir telefon kadar uzağınızda olduğunuzu bildikleri güzel günler hayırlı olsun.

Önemli ve son not : Bu makale genel Türk kullanıcı kitlesinin facebook’u kullanma amacı hayal edilerek yazılmıştır. Networking ya da diğer sebeplerle kullananlar zerre umrumuzda değildir.

Mete Büfe

•Temmuz 25, 2008 • Yorum Yapın

Ankara da daha yeni açılmıştır 5M Migros o zamanlar…

Buluşmuştuk eski sevdicekle eski günlerin anısına. Ankara soğuktu her zamanki gibi, o nun dışında. Zaten onun sayesinde tanımıştım o aslında soğuk ama sıcak da olabilen şehri. Ankara nın haritada ülkenin en ortasındaki şehir olması ve başkent olması dışında herhangi bir özelliği yoktu benim için aslında.

Yıllar sonra ikinci memleketimden kalkıp gitmiştim Ankara ya. Gittiğimde ona yıllar sonra gene bir mesaj atmış ve demiştim ki :

“Ben Ankaradayım”

Aslında götüm yememişti devamını yazmaya. Gerçeği şu şekilde olmalıydı, ”Ben Ankaradayım, seni çok özledim, seninle tekrar görüşmek ve mümkünse tekrar birleşmek istiyor, ellerimin terleyip, bokunu çıkarıncaya kadar senin ellerini tutmak istiyorum” şeklindeydi. Ama ben sadece “Ben Ankaradayım” diyebilmiştim.

Oysa kısa bir süre sonra gelen mesaj sesi, beklediğim bir ses olmasına rağmen ürkütmüştü beni. Sıçradım yerimden. O mesaj gelene kadar geçmeyen zamanın bittiğini başka bir geçmeyen zamanın başladığını belirtiyordu bu ses.

Cevabı buluşmamız yönündeydi.

Festival gibi bir hatun olduğu için ben de katılmak istediğimi belirttim cevap olarak gönderdiğim mesajda. Doğal olarak başka ne yapabilirdim ya da o güne kadar zaten ne yapmıştım ki.

Neyse, kendi kendime yarın ne bok yiyeceğimi düşünürken zaten kararlaştırmıştık önce Kuğulu Park ta buluşacak ve sonra Tunali Hilmi Caddesi ndeki Özsüt e gidip orda başbaşa kalacaktık.

Kuğulu Parktaki otobüs durağına giderken bacaklarım hala tutmuyordu. Sonunda onu gördüm. O da benden sonra gelmiş, ama gelmişti işte. “Hehe” Görünce güldü. Oysa son derece normal giyinmiştim ben. Gülüncek neyim vardı ki? Sonra anladım beni gördüğü için güldüğünü. “Aha” dedim “tamam hala bana karşı hisleri var, boş değil” dedim.

Önce Tunalı Hilmi Caddesine, sonra Özsüt e gittik. Yolda bacaklarımın tutmamasından dolayı yaşadığım 3-5 sendeleme dışında pek bir aktivite olmamıştı. Süperdi aslında. Benim sakarlıklarıma gülmesi aslında göt olmamı gerektirirken ben öyle hissedemiyordum bir türlü.

Uzun bir sessizlikten sonra bana dönüp, gözlerime bakıp “neden Ankara yı yazmadın” dedi bana. Aslında aynı soru zihnime bana şu şekilde intikal etmişti : “Neden yazmadın len Ankara yı gerizekalı, neden ayrıldık.” Ben de “ya aslında yazardım ama ne bileyim” dedim.

“Ne bileyim” ne demek lan. Ne bileyimmiş. “Puanım tutmadı, bok gibi bölümlere mi girecektim, onun yerine puanımın tuttuğu en düzgün bölüme girmeyi tercih ettim. Yani senin yerine bunu yaptım.” diyemedim. Nasıl diyeyim lan. O kadar cesur bi adam olsaydım zaten, sadece “Ben Ankaradayım” demezdim.

Neyse Özsütte baktık muhabbet dönmüyo, gittik Akköprü ye. Hayatımda ilk onunla gitmiştim zaten Akköprüye ve gene onunla gidiyordum. Ordaki D&R a girmiştik. Öyle yeni çıkan albümlere falan bakıyordum. O da takılıyordu kendince. Aslında yeni çıkan albümler o kadar umrumda değildi ki. Çünkü o vardı yanımda ne albümü, albümden banane…

Moby i gördüm, albümünü yani,   Play albümü alasım geldi. Ona almalıydım onu. Gittim son derece güzel bir şekilde aldım albümü. Yani parasını ödedim kasada, kasadaki görevlide bana albümü güzel bir şekilde verdi. Sonra Play i aldım ona verdim. “Bu benim sana hediyem” dedim. Bu ne demek ya “bu benim sana hediyem”. Ne kadar dallamaca bir hareket olduğunu o günün akşamında anlayacağım yalnız o anda aklıma gelen tek cümleydi; bu benim sana hediyem.

Ankara da güneşli zamanlardı o zamanlar. Çıkalım dedik Migros tan Bahçeliye gidelim dedik. Gittik.

Metro durağından sonra Bahçeli ye giderken bir sürü Ayvalık tostçusu vardır sağda solda. Onların önünden geçtik bir büfenin önünden geçiyorduk. İşte o büfenin adı Meteydi. Mete Büfe.

O, tam bu büfeyi gördüğünde sessizce “Mete” dedi. Benim için ise Mete. Mete. Mete… diye yankılandı. Ben de duymazlıktan geldim ama duydum her titreşimini o kelimenin. Kesin eski sevgilisiydi. Benden sonraki eski sevgilisiydi Mete ve benimleyken onun adını fısıldamıştı kendince. İşte o anda Mete kelimesinden nefret ettim hayatım boyunca. Göt olmuştum bir kere kendi içimde. Yapılabilecek herhangi bir şey yoktu. ”Neden böyle bir şey dedi” dedim kendime. Unutamamıştı çünkü Meteyi. Beni unutmuş ama Mete yi unutamamıştı. Bütün özgüvenim, egom, hayata karşı olan enerjimi alıp götürmüştü Mete. Tanımıyor ama nefret ediyordum Mete den. Neden girmişti ki hayatına Mete.

Ah evet çünkü benim puanım yetmemişti.

Küçük Prens (Le Petit Prince)

•Temmuz 21, 2008 • Yorum Yapın

Bu dünyadayken…

•Temmuz 11, 2008 • Yorum Yapın

- Hiçbir şeye kızmayacaksın.

Zaman geçiriyor her şeyi. Bugün çok fazla kızdığın bir şey aylar günler ya da yıllar sonra sadece bir anı oluyor. Hem de emin ol mantıken kötü olması gereken anılar tecrübe olarak sana geri dönüyor. Vay be diyorsun ne kadar zevk alıyorum şu hayattan.

-Herkesin bir gülücüğe ihtiyacı olduğunu hatırlayacaksın.

Bir gülümseme ile hiç tanımadığın birini mutlu edebileceğini bundan önce binlerce kez duymuşta olsan hiç uygulamadığını fark et. Fark etmek içinse uygula.

İyi günler.

Çarşamba

•Temmuz 10, 2008 • Yorum Yapın

- Hancock’a gidin güzel film.

- PS 2niz varsa ve kollardan biri bozuksa daha öncelerden aranızın iyi olduğu bir PS salonuna gidin ve ordaki abiden “abi bizim PSimiz var ama kollardan biri bozuk bize kol kiralar mısın?” deyin. 3 YTL karşılığında kiralayabilirsiniz.

Dersler

•Temmuz 9, 2008 • Yorum Yapın

Şimdiki söyleyeceklerim belki başından bir ameliyat geçmiş olanların kızacağı şeyler olacak ama elimde değil. Zira bu tecrübeyi yaşamadan anlamak mümkün değildir eminim. Ancak ameliyat sonrası hastaların yaşı kaç olursa olsun bir anda ilgi bekliyor insan. Bunu öğrendim bugün. Bir arkadaşımın 1 saatlik bir operasyon sonrasında 200 ytl değerindeki bir aygıt gelene kadar çektiği sancı ve refakatçilerinin elinden bir şey gelmemesi herhalde çok büyük bir azap olsa gerek her iki taraf içinde. Yalnız bu durumda yapılacak ne olabilir diye düşünmeden edemiyor insan. Bir yandan hastanın yatakta hem narkozun etkisi hem de dalga dalga gelen ağrıların etkisi ile ağlamaktan tutunda inlemeye kadar türlü acı çekişi ve diğer tarafta buna seyirci kalmaktan başka yapabileceği bir şey olmayan refakatçiler.

Ülkemizdeki sağlık sistemi gerçekten iyi durumda değil. Özel bir hastane de olsa devlet hastanesi de olsa elimizdeki teknolojiler ulaşılabilir kesinlikle ihtiyaç halinde kolay bir şekilde ulaşılabilir durumda değil. Bu bir problem.

Bu kadar karamsar bir durumdan daha az karamsar bir konuya geçmek istiyorum. Bir ilişkide saygının önemini öğrendim son 8 aylık süreçte. Ya da şöyle diyelim daha önceki ilişkilerimde var olan saygının değerini yeterince kavrayamamakta olabilir. Zira yeterli saygının olmadığı bir ilişki kesinlikle yorucu ve kurtulunması gereken bir ilişki halini alıyor.

İlişkilerinizde saygılı olun. Karşınızdaki kişinin de bir insan olduğunu unutmadan onun duygu ve düşüncelerini dikkate alın. Bunu bir alışkanlık haline getirin ve her insana uygulayın.

Son olarak değinmek istediğim konuda yalnızlık. Yalnızlık bir söze göre paylaşılamayacak bir şey. Ben de bu söze katılıyorum. Yalnız olmak her insanın gün içerisinde kesinlikle bir süre yaşaması gereken bir durum. Bu sayede sevdiklerinizin ve hatta sevmediklerinizin değerini anlayacaksınız. Yalnız kalmak için zaman yaratabilirsiniz. Bazı insanlar yalnız kalmamak için her türlü aktiviteye dahil olurlar ve yorulduklarının farkına varamayabilirler. Bu gibi durumlara girmekten kaçının ve kendinize yapabileceğiniz en güzel şeyin sevdiğiniz bir meditasyon tekniğini uygulamak olduğunu unutmayın. Bunu da alışkanlık haline getirin.

Bir örnek vermek gerekirse, yolda yürürken adımlarınıza odaklanın ya da nefesinize bir süre sonra ruhunuzun size yetişmeye çalıştığını fark edecek ve onun hayatın hızına ayak uydurmasına yardımcı olduğunuzu fark edeceksiniz.

Güzel günler.

Vakıf

•Temmuz 7, 2008 • Yorum Yapın
Isaac Asimov

Isaac Asimov

Isaac ASIMOV’un yazdığı 6 kitaptan oluşan harika bir bilim kurgu serisinin ikinci kitabı vakıf. Hari Seldon’un geleceği olasılıklarına göre hesaplayıp bilim adamlarını bir galaktik ansiklopedi ideasının içerisinde toparlamasıyla başlıyor her şey…

Daha fazla konuşmam doğru olmaz. Yalnız kitabı okudukça içine girdiğiniz, karakterleri tanıdıkça da onlardan biri olabileceğiniz bir basit ve akıcı dille yazılmış/çevrilmiş olması çok olumlu.

İthaki Yayınlarından uzun zaman önce çıkmış olan Vakıf ve İmparatorluk serisini daha önce okumayanlar kesinlikle kaçırmasın diyorum. Zaten çoğu kitabevinin tozlu raflarında bulacaksınız:(

İlgilenenler için sıralı olarak;

1. Vakıf Kurulurken
2. Vakıf
3. Vakıf ve İmparatorluk
4. İkinci Vakıf
5. Vakıf’ın Sınırı
6. Vakıf İleri

Bu seriyi okurken sadece iyi eğlenceler denilebilir. E öyleyse iyi eğlenceler…