Mete Büfe
Ankara da daha yeni açılmıştır 5M Migros o zamanlar…
Buluşmuştuk eski sevdicekle eski günlerin anısına. Ankara soğuktu her zamanki gibi, o nun dışında. Zaten onun sayesinde tanımıştım o aslında soğuk ama sıcak da olabilen şehri. Ankara nın haritada ülkenin en ortasındaki şehir olması ve başkent olması dışında herhangi bir özelliği yoktu benim için aslında.
Yıllar sonra ikinci memleketimden kalkıp gitmiştim Ankara ya. Gittiğimde ona yıllar sonra gene bir mesaj atmış ve demiştim ki :
“Ben Ankaradayım”
Aslında götüm yememişti devamını yazmaya. Gerçeği şu şekilde olmalıydı, ”Ben Ankaradayım, seni çok özledim, seninle tekrar görüşmek ve mümkünse tekrar birleşmek istiyor, ellerimin terleyip, bokunu çıkarıncaya kadar senin ellerini tutmak istiyorum” şeklindeydi. Ama ben sadece “Ben Ankaradayım” diyebilmiştim.
Oysa kısa bir süre sonra gelen mesaj sesi, beklediğim bir ses olmasına rağmen ürkütmüştü beni. Sıçradım yerimden. O mesaj gelene kadar geçmeyen zamanın bittiğini başka bir geçmeyen zamanın başladığını belirtiyordu bu ses.
Cevabı buluşmamız yönündeydi.
Festival gibi bir hatun olduğu için ben de katılmak istediğimi belirttim cevap olarak gönderdiğim mesajda. Doğal olarak başka ne yapabilirdim ya da o güne kadar zaten ne yapmıştım ki.
Neyse, kendi kendime yarın ne bok yiyeceğimi düşünürken zaten kararlaştırmıştık önce Kuğulu Park ta buluşacak ve sonra Tunali Hilmi Caddesi ndeki Özsüt e gidip orda başbaşa kalacaktık.
Kuğulu Parktaki otobüs durağına giderken bacaklarım hala tutmuyordu. Sonunda onu gördüm. O da benden sonra gelmiş, ama gelmişti işte. “Hehe” Görünce güldü. Oysa son derece normal giyinmiştim ben. Gülüncek neyim vardı ki? Sonra anladım beni gördüğü için güldüğünü. “Aha” dedim “tamam hala bana karşı hisleri var, boş değil” dedim.
Önce Tunalı Hilmi Caddesine, sonra Özsüt e gittik. Yolda bacaklarımın tutmamasından dolayı yaşadığım 3-5 sendeleme dışında pek bir aktivite olmamıştı. Süperdi aslında. Benim sakarlıklarıma gülmesi aslında göt olmamı gerektirirken ben öyle hissedemiyordum bir türlü.
Uzun bir sessizlikten sonra bana dönüp, gözlerime bakıp “neden Ankara yı yazmadın” dedi bana. Aslında aynı soru zihnime bana şu şekilde intikal etmişti : “Neden yazmadın len Ankara yı gerizekalı, neden ayrıldık.” Ben de “ya aslında yazardım ama ne bileyim” dedim.
“Ne bileyim” ne demek lan. Ne bileyimmiş. “Puanım tutmadı, bok gibi bölümlere mi girecektim, onun yerine puanımın tuttuğu en düzgün bölüme girmeyi tercih ettim. Yani senin yerine bunu yaptım.” diyemedim. Nasıl diyeyim lan. O kadar cesur bi adam olsaydım zaten, sadece “Ben Ankaradayım” demezdim.
Neyse Özsütte baktık muhabbet dönmüyo, gittik Akköprü ye. Hayatımda ilk onunla gitmiştim zaten Akköprüye ve gene onunla gidiyordum. Ordaki D&R a girmiştik. Öyle yeni çıkan albümlere falan bakıyordum. O da takılıyordu kendince. Aslında yeni çıkan albümler o kadar umrumda değildi ki. Çünkü o vardı yanımda ne albümü, albümden banane…
Moby i gördüm, albümünü yani, Play albümü alasım geldi. Ona almalıydım onu. Gittim son derece güzel bir şekilde aldım albümü. Yani parasını ödedim kasada, kasadaki görevlide bana albümü güzel bir şekilde verdi. Sonra Play i aldım ona verdim. “Bu benim sana hediyem” dedim. Bu ne demek ya “bu benim sana hediyem”. Ne kadar dallamaca bir hareket olduğunu o günün akşamında anlayacağım yalnız o anda aklıma gelen tek cümleydi; bu benim sana hediyem.
Ankara da güneşli zamanlardı o zamanlar. Çıkalım dedik Migros tan Bahçeliye gidelim dedik. Gittik.
Metro durağından sonra Bahçeli ye giderken bir sürü Ayvalık tostçusu vardır sağda solda. Onların önünden geçtik bir büfenin önünden geçiyorduk. İşte o büfenin adı Meteydi. Mete Büfe.
O, tam bu büfeyi gördüğünde sessizce “Mete” dedi. Benim için ise Mete. Mete. Mete… diye yankılandı. Ben de duymazlıktan geldim ama duydum her titreşimini o kelimenin. Kesin eski sevgilisiydi. Benden sonraki eski sevgilisiydi Mete ve benimleyken onun adını fısıldamıştı kendince. İşte o anda Mete kelimesinden nefret ettim hayatım boyunca. Göt olmuştum bir kere kendi içimde. Yapılabilecek herhangi bir şey yoktu. ”Neden böyle bir şey dedi” dedim kendime. Unutamamıştı çünkü Meteyi. Beni unutmuş ama Mete yi unutamamıştı. Bütün özgüvenim, egom, hayata karşı olan enerjimi alıp götürmüştü Mete. Tanımıyor ama nefret ediyordum Mete den. Neden girmişti ki hayatına Mete.
Ah evet çünkü benim puanım yetmemişti.

Yorum Yapın